|
|
TÜRK VETERİNER HEKİMLER BİRLİĞİ VAKFI
|
|
ZİYA GÖKALP Yazan: Dr. Ali Ayar Osmanlı Devleti’nin son döneminde; devletin ve milletin içine düştüğü sıkıntı ve fırtınalar ile ruhunda esen fırtınaları birleştirerek devlet ve milletin geleceği, kurtuluşu için fikir üreten, çözüm önerileri ortaya koyan bir ilim ve fikir adamıdır. Kendi zamanındakileri olduğu gibi daha sonraki nesilleri de fikirleri ve eserleriyle etkilemiştir. Diyarbakır’da 1876 yılında doğdu. Diyarbakır Askeri Rüştiyesi ve Mülkiye İdadisi’ni bitirdikten sonra İstanbul’a giderek Baytar Mektebi Alisi’ne girmiştir. Bu dönemde ikinci Abdulhamit aleyhine faaliyetleri iddiasıyla Diyarbakır’a sürülmüştür. Yayın hayatına 1908 yılında Diyarbakır Gazetesi’nde başladı. 1909 da Peyman gazetesini çıkardı. Genç Kalemler mecmuasında yayınlanan “Turan” şiiri ittihat ve terakkici gençler tarafından büyük bir heyecanla benimsenmiştir. 1908 yılında İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır şubesini kurdu. 1912 de Ergani’den mebus seçildi. Meclisin 18 Ağustosta fesh edilmesi sonucu İstanbul Darul Fünun’da sosyoloji dersleri okuttu. İstanbul’un işgali ile Malta’ya sürüldü. Dönüşünde Ankara’ya gelerek Telif ve Tercüme Başkanlığına tayin edildi. 1923’de Diyarbakır’dan milletvekili seçildi. 1924 yılında İstanbul’da vefat etti. Babasının yazar olması etkisiyle çok küçük yaşlarda folklor ve halk şiiriyle ilgilenmiştir. Ziya Gökalp’in şiir, nesir, destan, masal türünde yazıları ve bilimsel makaleleri, kitapları bulunmaktadır. Fikirlerini basit ve anlaşılır tarzda ve çocuksu bir söyleyiş kolaylığıyla nazım dilinde aldı. Eserlerinde sosyal konulardaki örneklerini Türk insanından ve Türk tarihinden seçmiştir. Milli edebiyat hareketlerinin yaygın bir çığır halini almasında onun rolü büyük olmuştur. Küçük mecmuada yayınladığı Halkiyat, masallar gibi yazıları da Türkiye’de folklor araştırmaları için kaynak eserlerdir. Manzum masal, destan, didaktik manzume, mefkure manzumeleri ve Yunus Emre tarzı ilahileri içeren; Kızıl Elma, Yeni Hayat, Altın Işık isimli şiir kitapları, Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak, Türkçülüğün Esasları, Türk Medeniyet Tarihi, Malta Mektupları, Kolsuz Hanım, Milli Terbiye ve Maarif Meselesi isimli eserleri bulunmaktadır. Ziya Gökalp, aynı zamanda bir sosyologdur. Sosyoloji ilmini ve “Durkheim Sosyolojisi”ni bize tanıtan yine o olmuştur. 19. yüzyıl ortalarında bağımsız bir bilim dalı olarak ortaya çıkan ve adı konan sosyoloji ilminin kurucusu sayılan Auguste Comte Türkiye’de tanınmaktaydı. Comte’un asıl etkisi “pozitivist felsefe” adını verdiği fikirlerin Türk aydını ve politikacılar tarafından “Batılılaşma Prensipleri” olarak algılanması olmuştur. Jön Türkler pozitivistlerin “Nizam ve Terakki” sloganını kendi partilerinin ismi (İttihat ve Terakki) haline getirmişlerdir. Comte’un açtığı çığırda yetişen Durkeheim, Avrupa toplumunun bozulan manevi birliğini yeniden kurma gayretindeydi. Yazdığı Sosyal İşbölümü, İntihar, Din Hayatının İptidai Şekilleri gibi eserleriyle sosyal çözülmeyi giderecek bilimsel yaklaşımlarda bulunmuştur. Türkiye’ye pozitivist düşüncenin Durkheim sosyolojisiyle Ziya Gökalp tarafından tanıtıldığını söyleyebiliriz. Ziya Gökalp’in bu sahadaki eserlerinin, görüşlerinin yanı sıra Türk sosyolojisindeki asıl yeri; ilk defa onun sayesinde Türk Üniversiteleri’nde sosyoloji kürsüsünün kurulması ve uzun yılları kapsayan bir geleneğe kavuşmasıdır. Türkiye’de milliyetçilik hareketlerinin tarihi çok eskilere dayandırılabilir ancak milliyetçilik kavramının bir millet olma yolunda rehber teşkil edecek fikir ve inanç sistemi olarak ortaya çıkması Ziya Gökalp’le başlar. Türkçülüğün Esasları isimli kitabında Türk aydınları için Türkçülük ve hedeflerini göstererek milliyetçiliğin programını çizmiştir. Bu kitapta kendine has ideallerini bir sosyolog olarak ortaya koymuştur. Türkçülüğün programını: Lisani Türkçülük, Dini Türkçülük, Bedii Türkçülük, Ahlaki Türkçülük, Hukuki Türkçülük, İktisadi Türkçülük, Siyasi Türkçülük ve Felsefi Türkçülük gibi bölümler halinde açıklamıştır. Osmanlı Devletinin Parçalanma tehlikesi karşısında Türk aydın ve siyaset adamları arasında kurtuluş reçetesi olarak güçlenen üç ana görüşle ilgili olarak Ziya Gökalp’in “Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak” formülü diğer önerilere göre daha fazla rağbet görmekteydi. Gökalp’in şahsi ihtiraslarının olmaması, İttihat ve Terakkinin genel merkez üyesi olması ve şahsi karizmasının etkisiyle yazdığı yazılar ve yaptığı konuşmalar çok etkili olmaktaydı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti devrinde hükümetin bütün sahalarda olduğu gibi kültürde de politikasının çıkış noktası milliyetçilikti. Ancak bu milliyetçilik İslami unsurlarla iç içe bulunmaktaydı. Ziya Gökalp’in üç fikir akımı arasında aradığı uzlaşma bu devirde milliyetçilik ile İslamcılık arasında fiilen gerçekleşmiş bulunmaktaydı. Ziya Gökalp, Telif ve Tercüme Dairesi Başkanlığı’na getirilmesi ile, bir taraftan Avrupa’nın temel kültür eserlerini Türkçe’ye çevirmek diğer taraftan da milli kültürü geliştirecek eserler yazdırmak suretiyle fikirlerini gerçekleştirmeye çalışıyordu. Hilafetin kaldırılmasına kadar onun bu formülü her üç unsuru ile birlikte genel kabul görmekteydi. Meşrutiyeti gerçekleştiren aydın ve politikacıların genel kabulü olan bu görüş cumhuriyetle birlikte gücünü kaybetmiştir. Türkiye’nin artık İslâm Dünyası’nın lideri olmadığı, batılılar karşısında bağımsız bir devlet olarak kalabilmenin İslamcılık fikrinin bırakılmasını gerektirdiği, cumhuriyetin hilafet ve saltanat rejimine antitez olarak ortaya çıktığı değerlendirilmeleri yapılarak bu üç görüşten Cumhuriyet Dönemi’ne akseden iki unsur kalmıştır: Batıcılık ve milliyetçilik. Ziya Gökalp Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında kurtuluş reçetesi olarak ortaya atılan görüşler üzerinde büyük etkilere sahip olduğu gibi kurulan cumhuriyet rejiminin de fikir ve ideoloji noktasında temel taşlarından birisi olmuştur. Sosyolog, yazar, şair ve milliyetçi kimlikleriyle Türk Tarihinde önemli yerini almıştır.
KÖYÜM
Ey
Türk, senin köyün hür bir yuvadır.
|
Giriş | Amaç | Yönetim | Mütevelli Heyeti | İz Bırakanlar | Yayınlar | Linkler