|
Avrupa Birliği Tuzak mı ?
Dr. Cengiz ALDEMİR
Veteriner Hekim (Doktora)
İktisatçı (Mastır)
Soğuk savaş dönemi
1989’da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin çökmesi sonucu,
Batı ve ABD’nin zaferi ile sonuçlanmıştır. O güne kadar ortak düşman
ilan edilen Rusya ve peyklerine karşı stratejik ortaklık bilinciyle
hareket eden Avrupa ve ABD yol ayırımına girmiştir. Tabiri caizse öküz
ölmüş ortaklık bitmiştir.
O tarihten itibaren,
bütün dünyada küresel bir imparatorluk kurmak isteyen ABD ve Avrupa
Birliği bir paylaşım savaşı veren rakipler haline gelmişlerdir.
Amerikalı gelecek bilimcilerinin ortaklaşa bir biçimde ifade ettikleri
gibi, ABD dünya hakimiyetinin önünde gördüğü uluslararası bloklara
karşıdır. Bahsi geçen bu birlikleri dağıtmayı da kendine bir görev
saymaktadır.
Buna karşılık, ortak
para birimine geçen Kıta Avrupası ise Almanya ve Fransa’nın
önderliğinde Sovyetler’in dağılmasıyla dünyada oluşan pastadan pay
almak için gayret göstermektedir.
Dünyada bütün bu
gelişmeler cereyan ederken, Türkiye Cumhuriyeti oluşan bu konsepti
algılayamamış ve yeni bir duruş, yeni bir dış politika anlayışı
geliştirmemiştir.
Hem iç siyaset, hem
dış politika ve hem de hayatın bütün alanları boşluk kabul etmektedir.
Boşluk anında, durum vazife çıkaranlar, ya da fırsat bu fırsattır
diyenler olayları kendi lehlerine çevirebilmektedirler.
Bağımsız bir bölge
devleti olmak yerine, soğuk savaş dönemindeki politikaları uygulamaya
devam eden Türkiye Cumhuriyeti kendini bu defa hem Avrupa Birliğinin ,
Hem de ABD’nin nüfus kavgasının ortasında bulmuştur. IMF ve Dünya
Bankası politikaları ile iktisadi olarak küresel şirketlerin kontrolü
altına alınmaya çalışılırken, AB tarafından siyasal baskılar altında
tutularak manda ve himaye kabul eder bir duruma getirilmeye
zorlanmaktadır.
Ülkemizde Avrupa
Birliği’ni tek seçenek, tek ideal olarak sunanlar, aşağıdaki soruları
Türk Milleti önünde cevaplandırmak zorundadırlar.
1-
Fener Rum
Patriği, Ekümenik Patrik olarak tanınacak mıdır ?
2-
İstanbul
Ekümenik Patrik devleti olarak tanınacak mıdır ?
3-
Ege bir Yunan
denizi haline getirilmeli midir ?
4-
Kıbrıs bir
Rum devleti midir ?
5-
Ermeni taşnak
ve hınçaklarının iddia ettikleri Ermeni Katliamı kabul edilmeli midir?
Buna bağlı olarak; Ermenilerin Tanınma-Tazminat ve toprak talepleri
kabul edilecek midir ?
6-
Türkiye’nin
Güneydoğu bölgesini de içine alan bir Kürt devleti kurulmalı mıdır?
Bu sorulara evet
cevabı vermek Türkiye’yi Montrö ve Sevr şartlarından çok daha kötü bir
duruma tekrar geri getirmekten başka bir şey değildir.
Türk Devleti kendi
kendisini tasfiye etmeye zorlanmaktadır. Bu maksatla Anayasa
değişiklikleri ve yasal değişiklikler yapılmaya başlanmıştır. Türk
Milleti bu tasfiye hareketine muhakkak ve muhakkak dur diyecektir.
AB ve ABD kıskacına
kendi kimliğini ve bağımsızlığını kaybetme noktasına gelen Türkiye
tekrar Kuvayi-Milliye ruhunu canlandırarak hem iktisadi, hem de siyasi
yeni stratejiler ortaya koymak zorundadır.
Yukarıdaki
görüşlerin ışığında, Türk Devletine karşı küresel emperyalistlerin
dayatmalarına milli bir duruş geliştirilmelidir. Özelde ise, Türk
Tarımı ve Hayvancılığı IMF ve Dünya Bankası politikalarına terk
edilmemeli bunun için yeni görüşlerin ortaya çıkarılarak uygulamaya
konması vakit geçirilmeden gerçekleştirilmelidir. Türk köylüsünün ve
çiftçisinin yalnızlığa ve açlığı terk edilerek köylerin
boşaltılmasını, tarımsal nüfus miktarının azaltılmasını amaçlayan IMF
politikaları Bankacılık sektöründen, tarım sektörüne kadar her türlü
iktisadi faaliyetin uluslar arası şirketlerin kontrolüne girmesini
istemektedir.
Halen tarım
sektöründe Tikveşli’den Mudurdu Tavcukçuluğa kadar onlarca şirket
yabancıların eline geçmiş durumdadır. Uluslar arası şirketlerin Türk
köylüsünü modern köle haline getirme niyetleri hiçbir zaman
unutulmayarak tüm plan ve programlar buna göre yapılmalıdır.
Türkiye’de, Uluslar
arası Para Fonu’nun dayatmaları ile çiftçinin fakirleştirilmesi ve
kentlere göç ettirilmesi gibi sömürge ülkelerine dayatılan
uygulamalara meydan verilmemelidir. Yaşanan olaylar bize
göstermektedir ki Avrupa Birliği Türkiye için bir Kızıl Elma olamaz.
Türkiye başta tarım
ve hayvancılık olmak üzere bütün sektörlerde kendi kaynaklarını
harekete geçirerek yeni bir atılım sürecini başarmak zorundadır. IMF
politikaları ile açlık sınırında yaşamaya mahkum edilmek istenen Türk
çiftçisinin tarımsal girdiden örgütlenmeye, sulamadan pazarlamaya
kadar her türlü problemlerin çözümü bir ön önce gerçekleştirilmelidir.
Yerli ve Milli bir
görüş ortaya koyarak “bağımsızlık benim karakterimdir” diyen
Atatürk’ün özdeyişi ile ifade ettiği gibi, Türk’ün kendine dönüş ve
silkiniş hareketinin bir an önce başlatılması dileğiyle…
Kaynak: Türk
Veteriner Hekimleri Birliği Dergisi. Cilt: 2, Sayı: 1-2, Sayfa 8-9,
2002. |