TÜRK VETERİNER HEKİMLER BİRLİĞİ VAKFI

ANKARA - TÜRKİYE

 

 

 
 

 

GERÇEKLERİ GÖRMEK YA DA GÖRÜNEN GERÇEKLER

 

Dr. Cengiz ALDEMİR

Veteriner Hekim (Doktora)
İktisatçı (Mastır)

 

Dergimizin, bundan önceki sayılarında da yayınlanan yazılarımda ifade etmeye çalıştığım gibi Türkiye küreselleşme kıskacında hedef bir ülke görünümü arz etmektedir.

Komşumuz Irak’a yapılan ABD müdahalesi sırasında görüldü ki gaye ne Saddam’ın devrilmesi, ne de Irakta bulunan kimyasal silahlarmış. Günümüzdeki çıkarcı bazı yaklaşımlarda ifade edildiği gibi salt bir petrol ve doğal gaz rezervlerinin ele geçirilmesi de değildir.

Peki o zaman bu işgalin gerçek anlamı nedir? ABD Afganistan müdahalesi sonrasında neden Irak’ı da işgal etmiştir. Bütün bu soruların cevaplarının aranması sırasında dünya hakimiyet teorilerinin bilinmesi büyük önem arz etmektedir.

Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarından meydana gelen ana kıta dünyaya hakim olmak için en önemli rolü oynamaktadır. Ana kıtanın kalbi ise Avrasya yani, Volga nehrinden, Orta Asya steplerine, Kuzey Buz Denizinden Arabistan’a kadar olan bir bölge olarak değerlendirilmektedir.

1989 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği çöktükten sonra ana kıtanın kalbi sayılan bu bölgede stratejik boşluklar ortaya çıkmıştır.

Bu boşlukların doldurulabilmesi için Avrupa Birliği ve Amerika yoğun bir rekabete girmişlerdir. Bu rekabette AB özellikle Ortadoğu ve Orta Asya’da daha avantajlı bir konuma gelmiştir.

ABD kendi ülkesindeki iktisadi kriz ve bu bölgelerde yürüttüğü politikalardaki gerileme ile kendini sorgulama ihtiyacını hissetmiştir.

Uluslararası siyasette ABD silah satarak, bilgi satarak uluslararası mali piyasaları dolarize ederek gelişir diye bir anlayış hakimdir.

Ortadoğu politikalarının iflası ve iktisadi gerileme ABD’nin dünyadaki tek hegemon güç olmasını zora sokmuştur.

İzlenen politikaların iflas ettiği noktada savaş kaçınılmaz olmaktadır. Yerli ekonominin ve buna bağlı olarak silah endüstrisini de geliştirmek için bu savaş gerekli olmuştur. Ayrıca, Filistin–İsrail meselesinin çözümünde de bu savaş araç olarak kullanılmıştır. Yani anlayacağınız bir taşla iki değil, bir çok kuş vurulmuştur.

Emperyalist güç dünya hakimiyetini perçinlemek, Ortadoğu ve Orta Asya haritalarını yeniden düzenlemek için girdiği bu savaşta Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni de kullanmak istemiştir.

Hükümet askeri üslerin yeniden düzenlenmesi beş yeni üs kurulması ve yaklaşık 100.000 Amerikan askerinin Güneydoğu Anadolu bölgemizde yerleşmesine fırsat ve imkan yaratmak maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine 2. tezkere namıyla anılan tezkereyi sevk etmiştir.

Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin o muhteşem kararıyla bu tezkere geçmemiş, Türkiye’miz Amerikan işgalinden son dakikada kurtulmuştur. Türkiye’yi mahvetmek isteyen mütareke basını ve bazı iş çevreleri stratejik ortak kabul ettikleri ABD’ye iyi hizmet verilmediği ağıtlar düzmüşlerdir. Hatta daha da ileriye giderek Türk devletini tehdit etmeye, aşağılamaya cüret etmişlerdir.

Bu aymaz kafalı ülkenin kaymak tabakasının göremediği ise Kabil–Madrid ile Büyük Sahra–Kabil hattında emperyalist güç ABD’nin kontrol altında tutmaya çalıştığı bölgede Türkiye Cumhuriyeti bir hedef ülke haline geldiği gerçeğidir.

Irak’ın kuzeyinde ayrı bir devlet kurmaya ve bizim Güneydoğumuzu bu devlete dahil etmeye çalışan bir devlet nasıl olur da bizim stratejik ortağımız olur? 1918 Mondros mütarekesi sonrası Mersin ve İskenderun’a asker çıkarmak isteyen İngilizler Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal Paşa’nın direnişi ile karşılaşmışlardır. Ancak, İstanbul hükümetinin diretmesi sonucu yıldırım orduları komutanlığından istifa eden Atatürk, ileri görüşlülüğünü bu konuda da ortaya koymuştur.

Türk ordusunun Halep–Mersin hattında İngilizlerin nasıl kıskaca almak istediklerini çok güzel bir biçimde yorumlayan Mustafa Kemal Paşa İngilizlerin sömürgeci eğilimlerini bu istifa mektubunda bütün açıklığı ile ortaya koymuştu.

Ancak, seksen beş yıl sonra Türkiye’yi yönetenler 5 askeri üs ve 100.000 askerle arkadan çevrilecek olan Türk Ordusunun Irak’taki mahalli  güçler ve Amerikan askerleri arasında sıkıştırılmasına fırsat veren böyle bir tezkerenin gündeme getirilmesinin sonuçlarını görmekten aciz olduklarını göstermişlerdir.

Savaşın hemen akabinde ABD’nin İran ve Suriye’yi tehdit etmeye başlaması çok yakında Türkiye’nin tekrar bir dayatmayla karşılaşacağının ipuçlarını vermektedir.

İsrail merkezli Ortadoğu hakimiyet projesini hayata geçiren ABD emperyalizmi İsrail–Filistin anlaşmazlığını çözümlemek için İran ve Suriye’nin stabil hale getirilmesini sağlamaya çalışmaktadır.

Bunun ipuçlarını 11 Eylül’de Newyork’daki ikiz kulelere yapılan terörist saldırıların hemen sonrasında Samuel Huntington’un  “Medeniyetler Çatışması” tezinin haklı çıktığına ilişkin yorumlar ağırlık kazınmıştır. İşte bu dönemde Francis Fukuyama Newyork Times’daki makalesinde bu günkü duruma kendince açıklık getirmekteydi.

Francis Fukuyama İslam dünyasındaki fundamentalist cereyanlara dikkat çektikten sonra Mısır, Türkiye ve İran’da liberal gelişmelerden övgü ile söz etmekteydi. Bu ülkeler arasında Türkiye’nin laik yapısı ile batının normlarına daha yakın olduğunu vurgulamaktaydı. Ancak, yine aynı düşünür, Türkiye’nin İslam dünyasındaki konumunun ve bu ülkelerde Türkiye hakkındaki intibaların Türkiye’nin model ülke olmasını güçleştirdiğini ifade etmekteydi.

O bakımdan, İran’ın  bu konudaki şansının daha fazla olduğunu öne sürmekteydi. Irak savaşı sonrası ABD ve İran heyetlerinin Avrupa’da bir çok müzakere toplantısı yapmasını Fukuyama’nın bu tespitlerinin ne denli etkili olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir. Filistin’deki direniş odaklarının ve terör gruplarının  İran ve Suriye’den desteklendiği söylentilerinin de bunda bir pay sahibi olduğu dikkatten uzak tutulmamalıdır.

Yukarıdaki ifadelerde göstermektedir ki, Türkiye Birinci Dünya Harbi sonrasında olduğu gibi Emperyalizm tarafından hedef haline getirilmektedir. Geçmişlerinde sömürgeciliğin kanlı insanlık dışı uygulamaları bulunan yeni sömürgeciler bilmelidirler ki Türkler hiçbir zaman manda idaresine rıza göstermemişlerdir. Birinci dünya harbi sonrasında savaşı kaybetmemize rağmen, galiplerin çizdiği sınıra itiraz ederek, şanlı kurtuluş savaşı ile dünya tarihinde bir ilki gerçekleştirerek Sevr’i yırtıp attık. Saldırganlar Lozan Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldılar.

Çeşitli oyunlarla, iktisadi dayatmalarla  ya da askeri tehditlerle Lozan’da elde edilen haklarımızı tekrar geri alabileceklerini sananlar, büyük bir yanılgı içindedirler. Servi yırtalı çok oldu. Onu hortlatmaya çalışanlar bozguna uğrayacaklardır.

Birinci ve ikinci İnönü savaşlarının komutanı ve ikinci Cumhurbaşkanımız merhum İsmet İnönü’nün ünlü Johnson mektubuna verdiği cevap hala geçerlidir. Ne diyordu merhum, “Dünya yeniden kurulur. Türkiye'de bu dünyada yerini alır.” Bu sözler Türk ve Türkiye düşmanlarının kulaklarına küpe olsun.

           

Kaynak: Türk Veteriner Hekimleri Birliği Dergisi. Cilt: 3, Sayı: 1-2, Sayfa 8-9, 2003.

 

Giriş | Amaç | Yönetim | Mütevelli Heyeti | İz Bırakanlar | Yayınlar | Linkler | Serbest Kürsü 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 12/04/05